ALİ YAZAR VELİ BOZAR

 

Eminiz ki, bu güne değin Ali yazar, Veli bozar tekerlemesini çağrıştıran bir memleket türküsü dinlememişsinizdir.

Ama, gelinen noktada, asırlık karadeniz türkülerine ait bir kısım dörtlüklerin kah aşırılarak, kah da aşındırılarak deforme edilmesi hiç bir zaman arzu edilen durumlardan olmamıştır.

Yapılan bu madrabazlık yetmezmiş gibi, Karadeniz ezgisi diye, bizlere sunulan bunca maskaralığı nasıl ifade edceğimizi bilemiyoruz.

Üzülerek ifade edelim ki, geçmişin izlerini taşıyan bu ezgilerin bu şekilde sorumsuzca dejenere edilerek yorumlanması, elbetteki, üç beş kuruş uğruna sergilenmeye çalışılan cehaletten başka bir şey değilken, gelinen noktada bir takım ulusal kanalların da devreye girmesiyle yörenin otantik müzik olgusunda yaratılan kirlenmeyi görmezden gelemiyoruz.

Bu kirliliğe neden olanların, bu konuda bir hizmetten söz etseler de, bize göre bu kültürel varlığın yozlaşarak bitim noktasına yaklaştığıdır. Ali yazar veli bozar, misali geçmişi karalayarak, bozarak veya yok sayarak bu müzik olgusunun varabileceği herhangi bir nokta yoktur.

Yöre insanına hitap etmeyen kültürüne de katkı sağlamayan bu başıboş gidişin hesabını bir soran veya sorgulayan birileri çıkmaz mı diye de kendimize sormadan edemiyoruz.

Unutmayalım ki, bir milletin kültürünü oluşturan öğelerden birisi de onu özünde taşıyan halk sanatıdır. Bu sanatın doğduğu ve yaşatıldığı yöreler ise kırsal kesimlerdir. Halkın zenginliği sayılan bu kültürel değerlerin sahiplenilmesi ile birlikte korunması da bizlere düşen önemli bir görevdir.

Doğduğumuz topraklardan  uzakta kalsak da, bizlere ait bu ortak değerlere asla yabancı kalamayız. Çünkü bu değerler, bizi bize bağlayan, birlikteliğimize süreklilik kazandıran yöresel kültürümüzün adeta birer halkası gibidir. O nedenledir ki biz, nerede bize ait bir yöresel nesne görsek, ona yönelir, onunla ilgileniriz. Bizde bu çağrışımı yapan, yöreye ait bir resim, tutturulmuş bir türkünün yanısıra kemençede bir nağme veya Maçka'nın tarihine düşülmüş bir kaç satır yazıdır.

Bize göre değişik mekanların yanında TV ve FM kanallarında ortaya konan ezgi yorumları kadar önemli olan, bu ezgilerin ait olduğu yöreler ve bu yörelerin müzikal anlamdaki imajlarıdır. Ne yazık ki, yöresel müziğimizin bu konuda ki, figüranlarının kendilerini ortaya koymadaki zafiyetleri, bölgenin imajını da zedelediğini söylemek zorundayız. Biz bu yoz kültürün taşıyıcılarını cesaretlerinden dolayı kutluyoruz.

Karadeniz ezgilerini yorumlamayı meslek edinmiş olanların, bölgenin folklor yönünden ne kadar zengin bir geçmişe sahip olduğunu henüz kavrayamamış olmaları, onların kendilerini gelştirmede önlerindeki en önemli engelleridir. O nedenle folklor yönünden böyle zengin bir potansiyele sahip bu bölgenin temsilinde, böyle aciz kişilerin rol üstlenmesini yöresel müzik açısından bir talihsizlik sayıyoruz.

Dileğimiz odur ki, bu olumsuz gelişmelerin, bölgenin otantik müzik olgusunu daha da yozlaştırıp yok etmemesidir. Ama bu temenniye rağmen, TV ekranlarından sergilenen bölgesel müzik yayınlarında, biz bir Karadeniz havası soluyamadığımız gibi, bir Karadenizli duruşu da göremediğimizi söylemeliyiz.

Biz bu müzik dünyasının fukarasıyız. Ama, nedense doğduğumuz topraklara olan içimizdeki bu özlem duyguları biz ister istemez yörenin bu otantik havasının tiryakisi yapmıştır. O günlerden bu günlere eksilmeden artan bu tutku bizi Karadenize doğru itiyor olmasının nedeni, çocukluğumuzda giydiğimiz çarıklara gittiğimiz köy düğünlerinde izlediğimiz Osman Amcanın (kubani) kemençesinden yansıyan kıvrak nağmelerde biz, bize ait kimliği hala arar olmamızdandır.

Yöresel müzik konusunda bizim bir dinleyici ve izleyici duyarlılığı ile sorgulamak istediğimiz diğer bir husus, konuya daha fazla özen göstermesi gereken yörenin ezgi yorumcuları olması gerekirken, bu figüranların bu yozlaşmada baş rolleri paylaşmaları nasıl izah edilebilir.

Biz bu olumsuz gelişmelere, yöreye ve yöre insanına hitap etmeyen, onurumuzu da inciten bir takım,dizi filmleri de katmak istiyoruz. Elbette ki bu arzu edilmeyen gelişmelerin sanat adına ortaya koyacağı birşey olmadığı gibi, yöresel müzik olgusunada kazandıracağı herhangi bir şey yoktur.

Her alanda olduğu gibi, müzikte de üretken olanlar, ürettikleriyle hitap ettikleri kitlelere saygılı olmak gibi bir zorunlulukları vardır. Aksi halde ortaya konlulan bunca emeğin karşılığı asla sanat olmayacağı bilinmelidir.

Eğer , bizi bu konuda bir anlayan olursa, biz bunu türkülerimiz ve yöremiz adına bir kazanç saıp mutlu olacağız.

 

 

 

Yılmaz Tunç

01.05.2008

Avcıalar