ANALİZ
Dünyada emeğin (sahibi olan emekçinin) artı değeriyle kapital sağlayan ve bu kapital (çalınan emeklerin toplamı) ile toplumsal üretim araçlarının özel mülkiyetine sahip olan modern kapitalistler ; doğurdukları sınıflı toplumun mevcudiyetini sağlamak ve de bu artı değer emeğin sahibi olan sınıfın kendi alehlerine barındırdığı içsel çelişkilerinin çelişki haline dönüşüp somutlaşmasını önlemek amacıyla ilgili sınıf, halk veya ülkelere, demokrasi, liberal hak ve özgürlükler gibi realize edilemeyen (parası olmayan insanın demokrasisi de olmaz hakkı da olmaz!!! ) sahte değerleri verip sınıflı toplumun çelişkilerini örtüp gizlemek için dünya işçi ve emekçi sınıfa devlet yoluyla küreselleşmeyi dayatıp kapitalizmin devamiyetini sağlamaktadır.
Küreselleşme ile birlikte tüm etnik ve sosyal kültürü silerek sadece tüketim kültürü yaratmayı hedefleyen modern kapitalistler ve tekelleşen elit sermaye, kendi arasında da pazar kavgasında düşüp , devlet emperyalizmin de ilerisinde dünyada ucuz emek ve çok tüketen insan pazarlarına hükmetme gayesindedir.
Modern kapitalizm ilerleyen safhalarında ne etnik kültür, ne çoğrafi sosyal kültür, ne de kendi kültür ve bağımsızlığını koruyabilecek ulus devleti birakacaktir. Buna mukavement gösteren tüm uluslarda etnik milliyetcilik veya din, mezhep temelinedeki özgürlükler tahrik edilip aynı bölge ve sınıftan olan milletler farklılaştırılarak küçük ulus ve bölgeler şeklinde tekrardan yapılandırılacaktır.
Bölüp parçalanan coğrafyalarda ortalıkta kalmış olan emek ve ham madde modern kapitalistler ve onların bir aygıtı olan emperyalist devletlerce paylaşılıyor. Bunu yaparken ülkelerdeki kendi işbirlikçilerinin kitle iletişim araçları sayesinde, dünyadaki değişimin ve küreselleşmenin gereği olan işlevsel paradigmayı geliştirip sorgusuz itaat edilmesi dayatılıp, ilgili toplum ve devletlerdeki halklara şartlandırılarılıyor. Millet olgusundan habersiz , yalnız birakilip, toplumla yabancılaştırılan bireyler, kapitalistlerin kolayca ezip sinrdirebilecekeri lokmalar haline getiriliyor.Buna karşı duran sadece bir savunma vardır o da ulusalcılığa sahip çıkmak ve milletini emeğini millet lehine sahiplenecek ulus devletini tekrar inşaa etmek Kapitalizm küreselleşmeyle sadece emeğin pazarlık gücünü kırmamış , toplumlardaki değeryargı sistemini de yerle bir edip, bölgesel ve tarihsel kültürleri silerek, marka ve tüketim alışkanlığını populer kültürün bir parçası yapmıştır. Artık bireyler toplumdaki itibarını ,dürüst,ilkeli ve erdem sahibi olmakla değil de sürdüğü otomobilin , üzerindeki giysinin markasıyla veya sahip olduğu maddi varlığın gölgesiyle kazanmaya çalışmaktadır.Bu bağlamda kapitalizmin öngördüğü sınıflı toplumdaki üretim zinciri içerisinde , hem kendisiyle hemde çevresiyle yabancılaşan bireyin ulusal ve bölgesel etnik kültürünü koruyup , gelen nesillere aktarabilmesi , bunu yaparken de etnik milliyetçiliğe değil ulus milliyetciliğine sahip çıkılması, bunun sonucunda emeğin bireysel değil milletce kenetlenip korunması Mustafa Kemal Atatürk'ün dogmatik değil pragmatik prespektifidir. Yani etnisite temelinde olmayan milliyetçilik, ülkenin tüm kaynaklarını devleti oluşturan millet lehine kullanan,ülkenin her insanını var oluşunun bir değeri sayan, sosyal devletle güçlendirilmiş, işçi ve köylü sınıfı lehine emeği koruyan ,hedefi ,ülküsü olan bir ülke.
Mustafa Kemal 'in ve arkadaşlarının böyle bir ülkenin inşaası için düşüncenin evrimi hedef alınmış, bireysel değil toplum faydacı bireyler yetiştirilmek üzere devrimlerini sıralamış ve düşün sistemi geliştirmiştir. Fakat bu aydınlanma devrimi siyasi ve bölgesel istismarlara uğramış tamamlanamamıştır. Kendisinin ve ülküsünün ölümünden sonra toplumsal değil bireysel faydacılık beslenmiş, halkın düşün sistemi baştan aşağıya deformasyona uğratılarak kirletilmiştir.
Demokrasinin handikaplarını fırsat edinip bu bireysel ve kirletilmiş düşünce ile iktidara gelmiş bulunan politikacılar, siyasi rant ve kariyerleri uğruna milletin öz kaynak ve kurumlarını populist politikalarla deforme edip, yandaşları olan ülküsüz ,oportünist bürokrat ve çalışanlar ile doldurup ,menfaatleri lehinde yöneterek "bu halkın malıdır devletin malıdır" demeden zarara uğratmış ve bunun sonucunda halkın ortak malı olan ulusal kaynaklarımızın özelleştilmesi , sahipleri olan millete haklı bir gerekçe gibi sunulmuş , özelleştirme halkın nazarında genel kabul görmüştür. Toplum da bu nedenle kendi varlıklarına, yabancı tekeller veya yerli işbirlikçilerce yapılan yağmaya göz yummuştur.
Mustafa Kemal'in toplum lehine normalize etmeye çalıştığı düşün
sistemindeki kirlenme
Emperyalizm karşısında halkların millet bilincini geliştirmiş ve uyandırılan bu milleti de bir devlet yapan Mustafa Kemal'in halkıyla bütünleşip kurtuluş savaşını ilk başlattığı bölgeler, coğrafik istismara uğratılmış siyasi popülizm sonucunda bölgelerdeki toprak ağaları kollanarak oy kapısı haline getirilmiş ve sağlığında topraksız ve fakir köylü lehine darmadağan etmeye başladığı feodalizm ölümünden sonra politik rant için siyasiler tarafından sürdürülmüş, trilyonluk düğün törenleri yapan toprak ve aşiret ağalarıyla fakir bırakılan halk ve köylü arasındaki sınıfsal ekonomik farklar belirginleştirilmiştir. Yönetenler, siyasal miras ve iktidara gelmek hevesiyle bazen etnisiteyi devlet eliyle beslemiş ve Mustafa Kemal'in tek bir millet yaptığı halkları, emperyalizmin kuçağına itecek şartları olgunlaştırmışlardır.
Para ve itibar peşindeki bireyciler lüxlerini ve de avantalarını
hesaplarken ,TSK bu milletin mehmetciği ile ağır maddi ve manevi bedeller
ödeyerek sermayedarların ve milli burjuvazimizin bolgede yatırım için
mazeret gösterdiği kargaşayı emperyalizmin bir aygıtı olan terörü
Ülkemde yapılan herşey Atatürk milliyetciliği ve devrimleri adı altında yapılıp halkımıza sunulmuştur.Bu sayede Kemalizm'in altını oyup gerçek amaçlarına ulaşılmıştır.Şimdi ülkemde Kemal Atatürk'ten kalan hiç birşey yoktur. İç ve dış, siyasette sergilenen kimliksiz, haysiyetsiz politiklarla güzel yurdumun insanı dahil herşey kirlenmiş, bu kirlilik sadece siyasette değil, sivil toplum örgütlerindeki her yapıya bulaşmış bireyselliğe özendirilen halkımızın her sınıfsal katmanına yayılmıştır.
Burjuva demokratik devrimiyle kralların kölelere veye feodal
ağaların serflerine verdikleri sahte demokrasi şimdi
ideolojik alt yapısıyla işlevsellik kazandırılmış adına da liberalizm
denilmiştir. Benim yurdumda daha
İnsanların bilimsel analizler yapabilmesi ve gerçeği daha yakından görebilmesi için gerekli olan eğitim özelleşmiş, halk cahil donanımsız bırakılmıştır.Artık köylerde veya kentlerde , varoşlardaki devlet okullarında okuyan çocukların üniversiteye girmesi zorlaşmış, sermayederlar tahkimle istediği pazara girip haksız rekabeti sağlayan şartları ortadan kaldırırken, emekçi köylü ve işçi sınıfının eğitim hakkını elinden almış , eğitim şartlarındaki denkleştirmeyi sağlayan bir kurul kurmamış, tersine maddi varlık ve sınıflı toplumdan kaynaklanan haksız rekabeti daha da ileriye taşımıştır. Artık ne köyden ne de kentten üretim zinciri içerisinde yaşama hakkı bile zor bulan işçi sınıfının çocukları üniversitelerde özgür bir eğitim şansı bulabileceklerdir. Demokrasi aydın, bilinçli, duyarlı ve ileri bireylerin olduğu toplumlarda seçen sınıf lehine örgütsel yaşamla işlevsellik kazanırken ,düşünsel bazda fakir kalmış, bölgelerinde ve dünyada gelişen olayları analiz edebilme yeteneği gelişmemiş ,donanımsız kalmış veya gelişip de duyarsız, fırsatcı, bireyci insanların sahip olduğu demokrasiler bu işlevselliğini kaybederek totaliter rejimlerdeki demokrasiye yaklaşır. Para sahiplerinin seçtikleri yönetenler, halkımızın örgütsel yaşamlarını ve bireysel gelişimlerini engelleyerek bireyi demokrasinin elzem şartı olan denetim mekanizmasının dışında bırakıp, okuyup bilinç kazanabilenleri fırsatcı, olanaksızlıklardan ötürü bireysel gelişime fırsat bulamayan insanımızı yaşam kavgasına terk edip donanımsız bırakıp kendi menfaatleri lehine eritmişlerdir. Bunların hepsi planlanarak geliştirilmiştir.
Bu halkın insanların milletimizin uyanması lazımdır.
Halkın aydınlanması ve demokrasinin sunduğu temsil hakkını
koruyabilecek ve sadece seçmen değil aynı zamanda temsiliyetini
denetleyebilecek ,dinsel dogmatik hurafeleri red edip bunun sömürüsüyle sermaye
ve itibarını sürdürenleri keşfedebilecek, ileri aydın normlarda bir nesil
ve kuşak yetiştirmek üzere başlatılan dünyanın en büyük eğitim projesi Köy
Enstütüleri'yle beraber yarıda kesilmiş olan aydınlanma devriminin
Dünyadaki elit sermayenin ve ülkemizdeki yerli işbirlikcilerinin kitle iletişim araçları ile birlikte satın aldığı kalemlerle ulusalcılığın faşist bir öğretiye benzetilmeye başlandığı, küreselleşmenin kıtalar arası devlet emperyalizmi olduğunun gizlendiği vede bunun adına liberalizm yani özgürlük koyup popüler kültür olarak sahip çıkıldığı dünyamızda ve ülkemizde, geleneksel kültürümüzü koruyup geliştirmek, ekonomik adaleti köylü ve işçi sınıfı lehine tabana yayayarak sosyal devleti güçlendirmek ve emperyalizmle ,ulus devletine sahip çıkarak savaşmak, yaşayan en büyük devrimci ve pragmatik lider Mustafa Kemal Atatürk'ün Cumhuriyet'in eğitimcilerine ve Türkiye Cumhuriyeti gençliğine yüklemiş olduğu bir misyon ve de nesilden nesile aktarılması , sahiplenmesi zorunlu bir vizyondur.
Güzel yarınları hep beraber paylaşmak dileğiyle..