BİRLİK VE DİRLİK MESELEMİZ.

Dünyanın neresinde olursa olsun Karadeniz insanını fiziksel yapısından ve agresif davranışlarından tanımanız mümkündür. Onun ayrıca kanuşmasına gerek de yoktur.

Bu insanın değişik alanlardaki bireysel başarılarından söz edebiliriz. Tuttuğunu koparan, el attığı her işi sonlandırmadan bırakmayan, inatçı bir yapının sahibi Karadeniz insanı.

Bu ayrıntı, Karadeniz insanına has bir fotoğraftır. Bu fotoğraf hamsinin sudaki hareketi, kemençede nağme ve horonda bir fikür olarak yorumlanabilir. Bu tanım onu diğer bölge insanından ayıran farklı olan özelliğidir.

Ancak, bizim burada üzerinde durmak ve sorgulamak istediğimiz husus, bireysel alanda başarılı olan bu insanın, neden kollektif manada kendini ortaya koyamadığıdır, var olmadığıdır.

Kollektif anlamda var olmanın yolu dayanışma ve sosyal ilişkilerden geçtiğine göre yöre insanının bu konudaki engeli ne? Birlik ve beraberliğimizi çağrıştıran bu konuda bir takım sorular sormak ve çözümler üretmek görevimiz olmalıdır.

Yöre insanının bireyciliğine karşın, kollektif anlamda gerekli performansı gösterememesinin nedenlerini yapısal olan genlerinde mi, yoksa doğduğu coğrafyadamı aramalıyız?

Bize göre, yöre insanı hep Ben'lerini öne çıkarmakta başarılı olurken, Biz demeyi bir türlü becerememiştir. Biraz daha önde olma hırsı, ondaki Biz düşüncesini geliştirmemiş, adeta köreltmiştir. Bu nedenledir ki kollektif anlamda var olamamış, bireyciliğini ortaya koyarak sosyal birlikteliklerdeki fotoğraflarda kendini aramıştır. Burada, toplumsal alanda, sosyal ilişkilerin zaafiyetinden söz edebilirmiyiz?

Birlikten kuvvet doğar sözünden esinlenerek, yöreye baktığımızda ekonomik anlamda bu sözü çağrıştıracak herhangi bir hareket göremezken, bireysel anlamda sülaleyi çağrıştıran pek çok aile şirketinin varlığından sözedebiliyoruz. Bu görünüm bu coğrafyda doğmanın bir bedeli olsa gerek.

Karadeniz bölgesinin ekonomik yönden kalkınabilmesi ancak yayla turizminin geliştirilmesiyle mümkün olabileceği yetkililerce ifade edilmişitir.

Peki, yörenin bu ensesi kalın insanlarından bu alana katkı sağlayacak istekli kimse neden yok? Ama Ege ve Akdeniz kıyılarında beş yıldızlı otel v.s. başka yatırımlara soyunanlar, kendi bölgesine ve kendi insanına neden böyle davrandıklarını da anlamak zor.

Milli Takımın üçüncü olduğu dünya kupasında hatırı sayılır döviz bazındaki parayı ödül olarak oyunculara vermeye kalkan düşüncenin sahibi, bugün yörenin ortak değeri olan Trabzonspor'un düştüğü durumu ibretle ve hayretle izlemelidir. Şayet üzülmüyorsa en azından düşünmelidir. İşte size birlik ve beraberliği çağrıştıran, aynı zamanda belgeleyn net bir fotoğraf.

Hiç şüphe yokki Maçka'yı tarihi bir ilçe yapan özellik çevresinde yer alan tarihi mekanlardır. Bu mekanlar yöreye ekonomik anlamda katkı yapan önemli bir döviz kapısıdır. Sümela manastırı işte böyle bir kapı. Hal bu iken, bu mekanı bir koyun hanına çevirerek tahrip eden kişiyi cahil olarak kabul etsek de buna seyirci kalanları nasıl değerlendireceğimizi bilemiyoruz.

Bize göre, yöremize ait sanatçılarımız ortak değerlerimizdir.Buna rağmen hayatta olmayan eski yöre sanatçılarına ait türkülerin yeni sanatçılarımız tarafından deforme edilmesini yöremiz folkloruna bir hizmet olarak algılayabilirmiyiz.

Asla inkar edemeyeceğimiz duygularımızdan birisi de doğduğumuz topraklara olan sevgimiz ve beslediğimiz özlemdir. Buna rağmen yapılmış olan çok katlı betonarme evlerle, sağa sola atılan gelişigüzel atık maddelerle çevrenin ne derece kirlenip, dengesinin bozulduğunun farkında olan var mı? Bu konudaki yorumu sizlere bırakıyoruz.

SONUÇ:

1- İfade etmeye çalıştığımız olaylar, kolektif düşünceden uzak bireyci anlayışın birer yansıması olarak algılanmalıdır.

2- Bu konuları paylaşmak isteğimiz duyarlılığımızdır.

3- Ayrıntıya kaçmadan anlatılanlar konusunda insanımızdan daha duyarlı olmalarını istemek ve beklemek bizim ve bizim gibi düşünenlerin bir hakkı olduğunu ifade etmeliyiz.

4- Çevreyi korumak ve ortak değerlerimize sahip çıkmak, hepimize düşen bir kutsal görev olduğunu söylerken, bu konuda derneklerede görevler düştüğünü hatırlatmak isteriz. Aksi halde, kısa bir gelecekte, geçmişimizi aramamak için dirliğimizin, birliğimizden geçtiğinin bilinmesi dileğiyle.

Yılmaz Tunç

21.12.2006