ÖLÜMÜNÜN 22 NCİ YILINDA

MAÇKALI HASAN TUNÇ'UN ANISINA..

Son günlerde, Karadeniz türküsü diye, ortalıklarda sergilenmeye çalışılan bunca maskaralığı gördükten sonra, Doğu Karadeniz'in kendisine has otantik müzik olgusunun oluşmasında rol almış, katkı sunmuş, yörenin geçmiş değerlerine dua edip rahmet okumanın tam zamanıdır, diye düşünüyoruz.

 Doğmuş olmaktan daima gurur duyduğumuz bu toprakların sesine, ses veren, yörenin unutulmaya yüz tutmuş, otantik müziğinin arkasındaki bu değerlerini, günümüze taşıyarak, yadetmek, bizler için ödenmesi gereken bir vefa borcudur.

Bu nedenle, yazımızda ölümünün 22 nci yılında, adı Karadeniz türküleri ile özdeşleşmiş, İstanbul radyosunun eski bölge sanatçılarından Maçka'lı Hasan Tunç'u Karadenizlilere, özellikle de  Maçkalılara anlatmayı türkülerin sahiplenilmesi kadar anlamlı buluyoruz.

Maçka'nın küçük bir ilçe olmasına karşın sınırlarını aşarak ünlenmesi, elbetteki onun sahip olduğu kültürel değerleriyle açıklanabilir. Bu ünlenişte Maçka'nın tarihi kadar , hem eski, hem de zengin müzikal değerlerinden de söz etmeliyiz. Bu değerlerin gerçek yaratıcıları otantik müziğin amatör emekçileri olan yörenin mahalli sanatçılarıdır.

Tarihi geçmişi kadar, zengin folklor değerleriyle de ünlenmiş böyle bir ilçenin, Maçka'nın Örnekalan (Mağura) köyünde 1912 yılında doğmuştur, Maçkalı Hasan.

Fakir ve fukaralığın hüküm sürdüğü yıllarda dört ve beşinci sınıfı olmayan, köy ilkokulunun sadece üçüncü sınıfını okuma fırsatını bulabilmiştir. Bu yüzden, onun hem okuması, hem de yazması sınırlı kalmıştır.

Onun çocukluk yılları bu yokluklar ortamında Maçka'dan Trabzon'a eşek sırtında kömür taşımakla geçerken, köy insanlarının da gurbet yollarındaki ekmek mücadelesi devam ediyordu.

Yörenin değişmeyen yazgısı olan göç olgusu, Maçkalı Hasan'ı 1930 yılında İstanbul'a taşıyarak, onu burada, yörenin diğer gurbetçileri ile aynı kaderi paylaşmaya mecbur etmiştir. Ancak, buradaki hayat, hiç de Örnekalan'daki gibi, öyle bilinen bir yaşam şekli olmayıp, senaryosu yazılsa, dizi film olabilecek dramatik türden bir mücadele idi. O, bu çileli hayatın bütün zorluklarını yaşamış, yaşayanlarada ortaklık etmiştir. Bu nedenle, o bu yaşamın yükü ile birlikte kahrını da çekerek, dertli geldiği bu dünyaya dertli de göçmüştür. O, bir ilkokul mezunu olmasa bile, yaşadıkları ve gördükleriyle, hayat üniversitesini iyi okumuştur.

Genç denilebilecek yaşlarında Örnekalan'da (Mağura) başladığı hem çalıp hemde söyleme sevdasını İstanbul'a geldiği yıllarda da sürdüren Maçkalı Hasan köyden kente taşıdığı türkülerini çok net ve anlaşılır bir yöre şivesiyle önce taş plaklara, sonra da radyo mikrofonlarına taşıyarak okumasını yöresel müzik adına önemli görüyor, önemli de sayıyoruz.

 

Dertliyim Kederliyim

Her ne dersen kanarım

Gülmedim bu dünyada

Hem ağlar hem yanarım

Darılma Sevdiceğim

Ben hep böyle söylerim

Yazma ile tükenmez

Habu benim dertlerim

 

Kemençeye hiç de sıcak bakılmadığı, hatta yöresel bir müzik çalgısı olarak da kabul görmediği dönemlerde, İstanbul radyosunun hizmete girdiği 1950'li yılların başından 1960'lı yılların sonlarına değin radyoda yaptığı programlarla bu çalgının yanı sıra, Maçka'nın da sesini tüm yurda yansıtan insandır, Maçkalı Hasan.

Radyoda çalıştığı yıllarda Cemile Cevher ile birlikte yöresel türküler üzerindeki emeklerinden, bu üç telli halk çalgısının, gelinen bugünkü noktadaki başarısını, onu çalan ellere bağlasak da, bu olumlu gelişmelerin temelinde yer alan eski bölge sanatçılarının yanısıra, Maçkalı Hasan'ın katkılarından da söz etmemiz gereklidir.

Onun 1933 yılında Beylerbeyi sarayında Atatürk'ün huzurunda çalıp seslendirdiği Karadeniz türkülerinin yanısıra sergilenen yöresel oyunların, Atatürk tarafından beğeni ile izlenerek övülmesi, folklorumuz adına gurur verici bir hatıra olarak kalsa da, Maçkalı Hasan için tarihi bir mutluluk olarak kayda alınmıştır. Ayrıca, 1983 yılında  Türk Halk Müziğine yapmış olduğu katkılarından dolayı, Kültür Bakanlığınca ödüle layık görülerek onurlandırılması, elbette Maçkalı Hasan'ın anıları arasında yer alacak ve Onu daima bize hatırlatacaktır.

Maçkalı Hasan'ın halk müziği ile çalışmaları ve bu konuda ortaya koyduğu yöresel ezgiler akademik bir araştırmanın konusu olsa da, bizim onunla ilgili söyleyebileceklerimiz şunlar olabilir.

Müzikte önemli olan, samimi ve sıcak duyguların net ve anlaşılır bir yorumla ortaya konulmasıdır. Ona bu açıdan baktığımızda , yöresel özellikler içeren ezgilerin yozlaştırmadan net ve anlaşılır bir yöre şivesiyle mikrofonlara taşımasını, sonra da bu ezgilerin notaya alınmasındaki gayretleri saygı ile karşılamamız gerekir. Bu şekilde halk müziğine kazandırılan bu eserler bugün değişik mekanlarda seslendirilerek anısının yaşatılması, bizi ve yöre insanlarını onurlandırmaktadır.

Onun yorumlarındaki ağırbaşlılığın ve duygusallığın bu derecede önde olması, bize bir yerde Karadeniz türkülerinin sadece hareket olmadığını göstermesi bakımından önemli sayıyoruz. Bu açılardan bakıldığında Trabzon yöresini en iyi temsil eden mahalli sanatçılardan birisininde onun olduğunu söyleyebiliriz.

İstanbul'daki, Maçkalı kimliğini daima onurla taşıyan Maçkalı Hasan Tunç bizce Maçka'nıın sesine ses veren değerler arasında haklı olarak yerini almıştır. Onun ömrü, yaşamın kendisine yüklediği sıkıntılarla geçse de, onun gelecekle ilgili hiçbir beklentisi olmamıştır. O herkesle dost kaldı, dostçada yaşayarak yaşam sürmüştür. Kısaca, onun hayatta hiç keşkeleri olmamıştır.

O bu dünyanın vefasızlığından yakınsa da, onun ömrü hep eşe dosta, uçan kuşa velhasıl herkese iyilik yapmakla geçmiştir. Bu nedenle de, o bu dünyadan hoş bir seda bırakarak (01.05.1986) göçmüştür.

 

Gökteki Yıldızları

Sayalım elli elli

Bu dünyadan fayda yok

Ötekide şüpheli.

 

Bizim bu satırlarda Hasan Tunç ile ilgili tek beklentimiz onu geleceğe taşıyacak, Maçka'yı da çağrıştırcak bir ibarenin ilçenin uygun bir köşesinde yerini almasıdır.

 

Al şalım yeşil şalım

Dünyayı dolaşalım

Sen yağmur ol ben bulut

Maçka'da buluşalım.

 

Anıları önünde saygı ile eğiliyoruz.

 

 

 

 

Yılmaz Tunç

11.03.2008

AVCILAR