HİKAYE DEĞİL MASAL HİÇ DEĞİL

 

Örnekalan, Maçka İlçesinin yedi kilometre uzağındaki dağların yamaçlarında, kendine yer edinmiş güzel bir dağ köyüdür.

Çarığını giyip, kara lastiğini de eskittiğimiz bu köyün nüfusu, hızla akıp giden yıllarla birlikte azalarak, bir bitimin eşiğine geldiğini söyleyebiliriz. Bir nüfus erozyonuna uğrayan bu köyün, bu yüzden yazları hareketli görülse de kışları sessiz ve sakin bir duruşu sergiler.

Gözümüzü açıp dünyaya merhaba dediğimiz bu köy, aynı zamnda çocukluk yıllarımızın da geçtiği yerdir,  oraya her gidişimizde değişik duygular taşımamız bu yüzdendir. O nedenle de cennetten bir köşe gibi gelir bize, Örnekalan.

Aslında bu köyle ilgili, dünü bu güne taşıyarak, bize geçmişi yeniden anımsatarak yaşatacak pek çok iz var belleğimizde. Geçmişte kalan o günler, zaman zaman hem düşünür, hem de tartışırken dünden bu güne nelerin değişip, nelerin de değişmediği sorusu bizi hep meşgul eden olayların başında gelmiştir.

Bu günlerde olduğu gibi, dünlerde de bir su fakiri olan Örnekalan'da içme suyu güçlükle temin edilirken, kirlenen çamaşırlar da sabun yokluğunda sönmüş ocak külleriyle yıkanırdı, kuruşun deresinde.

Yakacak odun ihtiyacı ise, bir günlük yol sayılan uzun çimenden taşınırdı, köy kadınların sırtında.

Sınırlı olan, ekime ve dikime elverişli köy arazileri genelde dik yamaçlarda  yer alıyordu. Bu alanlar aynı zamanda erozyon sahalarıydı. Bu yüzden köyün toprakları her yıl, tarlaların kaşlarından, başlarına taşınırdı, Örnekalan'da.

Henüz, elektrikle de tanışamayan köy insanları, aydınlatmada gaz lambası ile idare ederlerken, araba yolu da olmadığından, Maçka'ya köyün engelli yollarından inmeye çalışırlardı.

Köy erkeklerinin gurbetteki para kazanma mücadelesi devam ederken, kadınların da köy ortamındaki amansız uğraşları görülmeye değerdi, o yıllarda. Gerçekten de kadınlar için yaşamak demek, bir nevi savaşmaktı. Bu yüzden emekleri ile birlikte cesaretlerini de ortaya koymaktan imtina etmeyen bu cefakar köy kadınları için neler yazıp, neler de söylesek yine de kafi gelmez. O nedenle varlığımızı bile borçlu olduğumuz bu insanları asla unutamayız.

Bizim bile yürümekte zorlandığımız bunca yolları bu köy kadınlarının sırtlarındaki onca yüklere rağmen nasıl olup ta yürüyebildiklerini, bugün bile kavrayabilmiş değiliz. Yaylacılık geleneğinin yoğun bir biçimde sürdürüldüğü yıllarda, yayla yollarının, imkansız gibi görünen bu yaşam mücadelesine bir de tanıklık edebilseydiler.

Zaman zaman, ofisin dağıttığı buğdayı kadınlar taşırdı sırtlarında, köyün yamaçlarından, tepelerine doğru. Aslında Tanrı bu kadınları bu derecede ezilmeleri için yaratmamıştır. Ama, üzülerek ifade edelim ki, köyün neresinde bir kadın varsa, orada illaki sırtlanıp taşıncak bir yük var demektir. Öyle ki, bu ağır yükün altında doğum yapan köy kadınların bile var olduğunu henüz unutmuş değiliz.

Kadınlar kara lastik erkekler de katur, kutur eden ayakkabı giyerlerdi ayaklarına. Bu ayakkabının diğer bir adı da çapula idi. Rahmetli çapulacı Mehmet bu ayakkabının yapım ustasıydı. Köy insanları çürüyen dişlerini bu ustaya çektirirlerdi. Bu zat bazen yanlış diş çektiği de olurdu.

Köy kadınları, her çarşıya gidişlerinde arkalarında sepetleri olduğu halde beylerinin arkalarında yürürlerdi. Bir kelime bile etmeden nerede olursa olsun kadınlar kocalarının isimlerini asla teleffuz etmez, gerekirse bizi adam, demekle yetinirlerdi. Bu anlayışın bir saygının ötesinde, ne gibi bir anlamı olabilirdi, bilemiyoruz. Buna rağmen geçmiş yıllardaki yaşamda hayatın ağır yükünü kadınlara ihale eden, kadınların üstlendiği bu yükün binde birini bile taşımayan köy erkeklerinin bu konudaki vurdum duymazlıklarına ne demeli. Bugün bile yer yer izlerine tanık olduğumuz geçmişe ait bu görüntülerden, öyle anlaşılıyor ki, dünde olduğu gibi, bu günde ezilen kesimlerin hep kadınlardan oluştuğunu, bilmem söylemeye gerek varmı.

Geçmişimi unutmam, lahana ile büyüdüm, diyen mahalli bir sanatçının bu söyleminden esinlenerek geldiğimiz bugünkü noktada Örnekalan ile ilgili iki önemli sorunu göz ardı edemiyoruz.

Kadastro çalışmaları sonucunda oluşan anlaşmazlıklar ve bu sayede bozulan insani ilişkilerle, bu günümüzü ve geleceğimizi yakından ilgilendiren, çokta önemsediğimiz diğer konu ise, gelişmemiş çevre kültürümüz sayesinde bizi saran doğayı sorumsuzca nasıl kirlettiğimizdir.

Bu iki konu, halen köy insanlarının önünde duran adeta bir boy fotoğrafıdır. Örnekalanlıyım diyen hemen herkes bu görüntüye bir kez de olsa bakmalı, bin kez de düşünmelidir. Çünkü, bizim doğduğumuz toprakların dününde ağır yaşam koşullarına rağmen dostane ilişkiler vardı.

Gelinen bugünümüzde ise, daha duyarlı ve seviyeli ilişkilerimizi, aynı ölçülerdeki çevreci bir anlayışımızla kaynaştırabilirsek daha da mutlu bir geleceğe yelken açacağımızdan asla kimsenin şüphesi olmamalıdır.

 

 

Yılmaz Tunç

09.09.2008

Örnekalan