KEMENÇEMİN TELİNDEN
Kemençeyi; Doğu Karadeniz Bölgesinin sahil şeritinden uzak, kırsal kesimlerde
yaşayan insanları anlatan üç telli bir halk çalgısı olarak tanımlayabiliriz.
Kısaca, kemençe yöresel özelliklere sahip, otantik müziğin temel çalgısı, aynı
zamanda bu yörelerdeki eğlence kültürünün çok özel bir üyesidir.
Bu çalgı ile yorumlanan temalardaki amaç, yöre insanlarının sosyal yaşamla olan serüvenlerinin bir yürek sıcaklığı ve içtenliği ile ortaya koyma ustalığıdır.
Karadeniz insanı ile özdeşlenen bu çalgının, yöre insanının sosyal yaşamına nereden girdiği konusunda değişik iddialar ileri sürülse de, bizce bunun fazla bir önemi yoktur. Önemli olan husus bu çalgının insanımızı ne derecede ifade edip etmediğidir.
Karadenizi ve karadenizliliği tanımıyanlara bu çalgının söyleyeceği fazla birşey yoktur. Onun dilinden anlamak için sadece karadenizli olmak yetmez, karadenizli gibi de yaşamak gereklidir.
Kemençe, kentlerde yaşayanlar yerine, o hep köy insanlarını konu almış ve anlatmıştır. Köyden şehire inmemiş olması nedeniylede kemençeyi bir köy çalgısı olarak kabul etmemizde herhangi bir sakınca yoktur.
Çok seri bir çalgı olan kemençenin yöre insanın ifade edilmesinde önemli bir rol oynaması, onun çok iyi benimsenmesini ve sevilmesini sağlamıştır. Günümüze kadar uzanan yolculukta onun hep başköşe edilmesi bu yüzdendir.
Kemençenin dilinden anlamak için, ille de onu çalmak ve türkü söylemek gerekmez. Onu ustasından dinlemenin de önemli bir zevk olduğunu söylemeliyiz. Burada merhum Kayaoğlu'na kulak verirsek konu daha iyi anlaşılacaktır.
Yetmez bize anamızın duası
Kemençedir derdimizin devası
Oynayalım, vur da horon havası
Kemençeci duygumuzu duy da çal
Karadeniz dalgasına uy da çal
Kayaoğlu der ki doymam sesine
Boncuk koyduk nazar değmez süsüne
Biz aşığız kemençenin hasına
Kemençeci titret bizi öyle vur
Yürekteki çoşkunluğu tutuştur
Türk Halk Müziğinin önemli yapı taşlarından birisi de elbette bölgemize aittir. Bu müziğin olgusunda gerek söyleyiş, gerekse de çalma tarzında insanı çoşturan lirik bir özellik vardır. Bu ortamda kemençeyi çalmak kadar, yörenin türkülerininde yorumlanması önemli bir ustalığı gerektirir.
Karadeniz müziğinin tempolu oluşu ve bu özelliğin yöre insanını yapısını açık ve seçik olarak ortaya koyması önemsenecek bir husus olarak görüyoruz. Çünkü karadenizin o haşin dalgalarının ne zaman sakinleşerek durulacağını önceden bilmenin imkanı yoktur. Kısaca, kemençe karadeniz insanının yaşamında olmazsa olmaz hayatın bir kuralı gibidir.
Bir milletin kültürünü oluşturan öğelerden birirsi de onu özünde koruyan ve besleyen halk sanatıdır. Bu sanat ise kırsal kesimlerde yaşayan ve yaşatılan gelenek ve göreneklerdir.
Halk müziğimizin olgusunu, aradan asırlar geçmiş olmasına rağmen, henüz tanıyamadığımızı söylemek zorundayız. Müzikal değerlerimizin yöremizin tarihi kadar eski ve zengin bir yapıya dayandığı halde, geldiğimiz noktada türkücü tavrından tutun da, yorumlanan ezgilerden, yörenin otantik çalgısına varıncaya kadar bölgesel değerlerimizin yapay ve yabancı bir takım fikirlerle nasıl yozlaştırılıp yok edildiğini üzülerek izlerken, sesimizi bile çıkaramıyor olmamızı acizliğimiz olarak görüyor ve düşündürücü buluyoruz.
Karadeniz türküleri ne zamandan beri İstanbul ağzı ile yorumlanıyor? Bu günlerde istemeden de olsa kulak misafiri olduğumuz, seviyesi düşük müzik parçalarına uyarlanan gözde türkülere karadeniz ezgisi mi diyeceğiz? Biz bu uyduruk düzenlemeleri bizlere yapılan bir saygısızlık, folklorumuz adına da bir ihanet belgesi sayıyoruz.
Halk müziğimize, öz değerlerimiz yerine yabancı figürleri ikame edilme gayretlerini anlamakta zorlanıyoruz. Bu noktada folklorumuza ait değerleri kendi ölçülerinden çıkartarak yozlaştıran ve bunun yöre müziğine bir hizmet olduğunu iddia edenlerin, bizce bu müzik olgusuyla uzaktan ve yakından zerre kadar ilgisi ve bilgisi olmayan kültür fukaralarıdır. Bu tür çalışmaları birer soytarılık örneği olarak görüyoruz.
Biz yöre müziğimizi dinleyerek ve izleyerek bu günlere geldik. O nedenle bugün FM ve TV kanallarında karadeniz müziği diye bizlere yutturulanların neyin nesi olduğunu ciddi bir biçimde araştırılması gerekir.
Kabul etmeliyiz ki, son yıllarda kontrol altına alınamayan, kentlere devam edegelen göç olgusu nedeniyle yöresel özgürlükler, yerini yapay birtakım arabesk ürünlere bırakmış olduğunu üzüntü ile izlemekteyiz. Bu olumsuz gelişmenin hem uygarlık, hem de bölgemiz adına bir kayıp olduğu ortadadır. Bunu, yöresel müzik yapısı ve anlayışı adına bir yıkım ve yozlaşmanın başlangıcı olarak görsek de onaylamadığımızı ısrarla söylemek istiyoruz.
Kentlere yerleşme uğraşı içine giren insanlar, ne yazık ki zamanla birlikte kimlik değerlerini kaybetmeye başlamışlardır. Netice de bu insanlar kendi varlıklarına da yabancılaşır hale gelmesi kaçınılmaz bir durum yaratmıştır.
Birileri kafalarına göre pişirip pişirip önümüze koymakta, biz ise sual etmeden dinlemekteyiz,bu soysuzlaştırılmış sözde karadeniz türkülerini.
Geldiğimiz noktada, işin özeti bundan ibarettir. Bizi anlatan, müzik kültürümüzü oluşturan bize ait bu müzikal değerlerimizin bu şekilde içlerinin boşaltılarak alay konusu edilmesine daha fazla izin vermemeliyiz. Satın almayarak, tavır koyarak, dinlemeyerek.
Yılmaz Tunç
20.09.2007
Avcılar