ÖMER KAYAOĞLU’ NU ANARKEN

 

İsmet Zeki Eyüpoğlu’nun, onun, Trabzon’lu kemenceden adlı şiir kitabına yazdığı önsözde, aynen şöyle diyor. “ karadeniz uşağıyım ben, şiiri – türküye, türküyü – şiire dönüştüğünde severim, bir de kemençe girdi mi araya, Türkü – şiir – kemençe elele verdi mi, bambaşka bir dünya, bambaşka bir duygu çıkar ortaya”.

Bu satırları okurken, bir şey hissetmek, onu hatırlamamak, onun Maçka ve Maçkalılar üzerine yazmış olduğu bunca şiir ve türkülerde estirdiği, içindeki özlem duygularını paylaşmamak mümkün mü acaba?

Kemençe çalmayı, türkü söylemeyi ve horon kurmayı, beyaz sayfalara döktürdüğü sözcüklerle harekete geçiren bu folklor sevdalısını, ne yazık ki iyi tanıyamadan kaybettik. Hayat gerçekten vefasız, insanlar da... Kaybettiğimiz değerlerin peşisıra bu derece koşuşturmamız, acaba, onlara hayatta iken göstermediğimiz ilginin bir karşılığı mı?

2001 yılında kaybetmiş olduğumuz , Maçkamızın önemli değerlerinden, bir Maçka sevdalısı, şair Ömer Kayaoğlu’ndan söz ediyoruz.

Kayaoğlu’nu rahmetle anarken, bizce onunla ilgili, üzerinde durulması gerekli, iki noktaya işaret etmek istiyoruz. Bunlardan biri, onun şair kimliği, diğeri ise , onun yaşam boyunca özlemle ve onurla taşıdığı Maçkalılık kimliğinin irdelenmesidir.

Bizce bu kimlik, ben Maçka deresiyim demektir. İstanbul’da usta yerine Maçka’da çırak olma isteğidir. Maçka adına altın mühür kazdırmaktır ve nihayet Maçka’da yaşamak uğruna topal ve kel olmayı göze almakla eşdeğer bir duygudur. İşte Kayaoğlu’nun taşıdığı kimlik, özlem kokan, samimi ve içten bir yöre kimliğidir.

Bir duygu insanı olan Kayaoğlu’nu, bize anımsatacak en önemli özelliği, onun yöresine ve yöre insanına olan samimi duruşu ve onun konudaki içten bağlılığını sergileyen , ortaya konulmuş olan yapıtlarıdır. Kayaoğlu’nun bu yönünü görmemek , bizim ne yöre kimliğimiz, ne de vefa duygularımızla örtüşmeyeceğini söylemeliyiz.

Onun küçük yaşlarında doğduğu topraklardan ayrılmak zorunda kalması, bölgenin coğrafi yapısının ve ekonomik anlamdaki fakirliğin , bu yörede doğan insanlara bir dayatmasıdır. Bu nedenledir ki asırlardır yöre insanları yurdun dört bir yanına , özellikle de İstanbul’a göç etmek zorunda kalmışlardır. Geldiğimiz bu noktada, ilçede özellikle de köylerde göç edecek insanın kalmadığını söylersek, bir gerçeği, ifade etmiş oluruz. Buradaki kaderimize yanarken, insanlarımızın fakirliklerinden de söz etmeliyiz.

 

Zorluk iter bizi yabana doğru

Sılayı taşıyıp koltuğumuzda

Çöker yüreklere dermansız ağrı

Gurbet acısı var katığımızda.

 

Bu göç olgusu , Kayaoğlu dahil, hepimiz için uzun bir yolculuk olmuştur. Bu yolculuk mevcut fakirliklere bir de ayrılığın yarattığı özlem duygularını ilave etmiştir. Kayaoğlu’nun bu konudaki aşırı duyarlılığı belki de ona ozan kimliğini giydirmiştir. O yoğun bir biçimde yaşadığı özlem duygularını yapıtlarında hep başköşe etmiştir.

 

Kim savurmuş bizi böyle

Kimdi yuvamızı bozan

Yazımızı kana yazan.

Kim döktü bizi yollara

Konduk aykırı yollara

 

Kayaoğlu derki kırk oldu yaşım

Yurdunu yitirmiş bir garip kuşum

O yerlerden yavru iken uçmuşum

Bir gün gelse gene düşsem yoluna

Konabilsem yaprağına dalına 

 

Kayaoğlu yapıtlarında kullandığı, yöresel simgeleri bu derece öne çıkartma gayretlerini onun nasıl bir Maçka sevdalısı olduğunu ortaya koymaktadır. Kullanılan bu simgelerle dışa vurulan içindeki duygu seli, aslında yıllardır bu caoğrafyada yaşanagelen yoğun göç olgusunun temelinde yatan yöre insanının özlemleridir. Bu duygu Maçka’dan uzakta yaşayan her insanda var olduğunu söylemeliyiz. Kayaoğlu ömrünü hep bu duygular içerisinde yaşayarak geçirdiğini ve bu şekilde de noktaladığını söylememiz hiç de yanlış olmadığını düşünüyoruz.

 Yıllardır, yaşana gelen bunca özlem duyguları, yöre insanının bağrında bir sosyal yara olarak varlığını korumaktadır. Kayaoğlu böyle bir dramatik yaşamın şiirlerini yazıp türkülerini söyleyendir. Sıla özlemlerimizi beyaz sayfalara döken, bu duyguların odağındaki kişi olarak anılacaktır. Onun ortaya koyduğu hiçbir yapıtında sanat yapma gibi bir iddiası olmasa da, bizim için asıl önemli olan, onun içindeki güzel duyguların ve samimi sıcaklığın yöreye has ölçüler içerisinde ortaya konulmuş olmasıdır.

Yöremiz insanları tarihin hiçbir döneminde doğduğu topraklara olan bağlılıklarını asla kaybetmemiş, aksine bu ilgiyi içerisinde daima sıcak tutma vefalılığını göstermiştir. Kayaoğlu, bizce böyle bir duygunun zirvesinde ki bir aktördür.

 

Bir dağın yamacında

Senden aldım ilk nefesi

Mutluluğunda acında

Yüreğimin her köşesi

 

İsterdim ki her dizemle

Bir kez sana değineyim

Sen beni duymasan bile

Ben seninle öğüneyim 

 

Türkülerimizi baş köşeye koyan, kemençeyi sazların şahı sayan, Maçka’ya altın mühür kazdıran Mağura yaylasından, Karabdala, Ziganalardan , Kadırkaya, Boztepeden , Ağasara, Sis dağından , Akçaabat'a Soğuksudan , Hamsiköy’e, Kulindağından Uçarsuya Kemençenin tellerinden , horonun figürlerine varıncaya kadar yazmadık şiir, söylenmedik türkü bırakmayan, kimliğini İstanbul’da Trabezan’ım diye tanımlayan, gurbette yaşamış, gurbetler görmüş Kayaoğlu gurbetin ve onun yarattığı özlemleri tatmış ve iyi algılamış birisi olarak, elbette, Maçka’dan uzakta yaşayan yöre insanlarına da söyeleyecekleri vardı.

İçerik olarak bize çok anlamlı gelen Kayaoğlu’nun “Maçkalılara” seslenen aynı adı taşıyan bu şiirinde bir takım öğütler vardır. Bu şiiri ben Maçkalıyım diyen herkesin bir kez daha okumasını öneriyoruz. Burada paylaşacağımız bir şeylerin var olduğuna inanıyoruz.

 

MACKALILARA

 

DERELER İCİNDE DAGLAR ARASI

HEM DURAKTIR HEM GECİTTİR ORASI

MACKANIN BAGRINDA GURBET YARASI

LOKMAN BULUP DERMAN ARAMALIYIZ

 

MACKA’DAN AYRIYIZ KOKUMUZ ORDA

OKSUZ MU?YETIM MI? KALALIM BURDA?

YEM OLMAMAK ICIN CAKALA KURDA

HEPIMIZ BIR ISE YARAMALIYIZ

 

TURKULER SOYLEYIP HORON KURALIM

DIMDIK YURUYELIM,DIK OTURALIM

ISTANBULDA DAHA SIKI DURALIM

HEPIMIZ MACKANIN BIRER DALIYIZ.  

 

Ömer Kayaoğlu amcamızı anarken , Gündağ kardeşimiz sanmasın ki onu unuttuk. Asla, unutmadık unutmayacağız. Yöremizin bu iki değerli insanı, baba-oğul, dün vardı ama bugün yoklar aramızda. Ama, bu iki insan , baki kalan bu kubbede, güzel olan şeyleri, ilelebet saygıyla anılacak şekilde bırakarak gittiklerini söylemeliyiz.  

Bu iki değerli insanımıza Allah’tan rahmet diliyoruz.

 

Yılmaz Tunç

15.05.2008

AVCILAR - İSTANBUL