VEFASIZLIĞIN BÖYLESİ .

Korsan yapımlardan yakınan Karadenizli türkücü Sayın İsmail Türüt bu yakınmalarının üzerinden fazla bir zaman geçmedi ki, piyasaya çıkartmış olduğu son kasetlerini dikkatle incelerken, bir yandan da bu kasetlerdeki yöre türkülerini can kulağıyla dinliyoruz. Ama birşey dikkatlerimizden kaçmadığını farkediyoruz.

Bu kasetlerde yer alan bazı türkülerin, burada ifade edildiği gibi ne anonim, ne de sayın türkücüye ait olmadığıdır.

Telif hakları yasasına rağmen sayın türkücünün sözünü ettiğimiz bu türkülerin bazı dörtlüklerini değiştirerek kafasına göre düzenlemeler yapması, bunun neticesi olarak da kimisine anonim diyerek, kimisini de kendisine aitmiş gibi göstermesi, inanın ki bizleri hayretler içerisinde bırakmıştır. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu diyesi geliyor insanın.

Bu güne kadar bu şekildeki bir uygulamanın bir örneğine tanık olmadığımız gibi olana da rastlamadığımızı burada ifade etmeliyiz. Eğer ortada sanatçıyı sömüren bir korsan olayı varsa, bu yapılanların adını koymamız gerekir.

 Halen hayatta olmayan sahipleri belli olan bu türkülerin bu şekilde müzikseverlere sunulmasının hem dinleyenlere hem de eser sahiplerine bir saygısızlık olduğunu söylemek zorundayız. Bu türkülerin her türlü kullanımı, eser sahiplerinin iznine bağlı olduğunuu bilmek zorundayız.

Ülkemiz insanları maalesef yaptığı işin kurnazlığını bilir ama, doğruyu öğrenmek nedense işine gelmez.

Sayın Türüt’ün bir TV programında -Karadeniz Bölgesinden çok sanatçı çıkmış olmasına rağmen seslerini duyuramamışlar- şeklinde bir ifadesine şahit olduk. Çok doğru bir tesbit diyoruz. Yukarıda ifade etmeye çalıştığımız uygulamalardan sonra kimler nasıl kendilerini tanıtabilir diye sormak gerekir.

Hayatta olanlar bir tarafa, ne yazık ki biz bu saygısızlığı hayatta olmayanların anılarına yapıyoruz. Sonrada manevi değerlerden söz ediyoruz.

Yukarıda sözünü ettiğimiz  türküler ve onların sahipleri bölge sanatçılarına sıra gelince, Sürmene’li Hüseyin Dilaver, Maçka’lı Nazım Çubuk, Görele’li İsmail Aydın’ın halk müziğimize yapmış oldukları katkılarından dolayı onların anıları önünde saygı ile eğiliyoruz.

Türküler ise Gemi Geliyor Baştan(viya viya), Esti Zigana Dağı, Oy Benim Sevdiceğim, Eğildimde Su İçtim, Öyle Deme Öyle Deme ve Babasından İstedim şeklindedir.

Bu türküler yıllarca bölgemizde söylene gelmiş yaşanan acı ve tatlı hatıraların birer senaryosu gibidir. Onları bir şekilde bozarak veya değiştirerek yorumlamak, bizce tarifi mümkün olmayan büyük bir vefasızlık örneğidir.

 

 Yılmaz Tunç

 01.11.2005